9 Ekim 2016 Pazar

Hz. Mevlânâ’nın Perspektifinden Kerbela Olayı ve Mevlevîlerde Aşure Günü

Hz. Mevlânâ’nın Kerbela Olayı’na bakışı ve Mevlevîlerde Aşure Günü geleneklerini anlatan manevi bir görsel.

Kerbela, İslam tarihindeki en hüzünlü olaylardan biridir ve tüm Müslümanları derinden etkiler. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) sevgili torunu, Hz. Ali’nin (r.a.) oğlu Hz. Hüseyin (r.a.) ve beraberindeki 72 kişi, Emevî halifesi Yezid’in ordusu tarafından şehit edilmiştir. Bu 72 kişi arasında Hz. Hüseyin’in henüz 6 aylık bebeği de bulunmaktadır. Bu elim hadise, Müslümanların yüreğinde derin bir yara bırakmıştır.
Her yıl Hicrî takvimin Muharrem ayının 10. günü, yani Aşure Günü’nde, Müslümanlar bu trajediyi anar, üzüntülerini ifade eder, Kur’an-ı Kerim okur, dualar eder ve şehitlerin ruhlarına hediye eder. Ancak, bazı Ehl-i Beyt sevdalıları, bu acıyı anmak için kendi bedenlerine zarar verme gibi aşırılıklara başvurur. Bu tür uygulamalar, dinimizde haramdır; zira İslam, aşırılığı yasaklar.
Hz. Mevlânâ’nın Bakış Açısı

Hz. Mevlânâ, Kerbela’ya farklı bir perspektiften yaklaşır. Çoğu insan şehitlerin yasını tutarken, Mevlânâ, onların ulaştığı yüksek mertebeyi vurgular ve asıl kendi halimize ağlamamız gerektiğini söyler. Zira Hz. Hüseyin ve yarenleri, bu dünya zindanından kurtularak şehadet gibi yüce bir makama ulaşmışlardır. Ancak bizler, hâlâ bu dünyada imtihanlarla boğuşuyor ve imanla göçüp gidememe korkusu taşıyoruz. Mevlânâ’ya göre, artık şehitlere ağlamayı bırakıp kendi imanımızı kurtarmak için Allah’ın emirlerine ve Peygamber’in sünnetine sarılmalıyız.
Hz. Mevlânâ’nın Dilinden Kerbela

Aşure Günü’nde Halep’te Antakya kapısında toplanan kalabalık, Ehl-i Beyt’in yasını tutar, Yezid ve Şimir’in zulmünü anar, feryat ederlerdi. Bir gün bir garip şair, bu feryatları duyup merakla sordu: “Bu yas kime?” Ona, “Aşure Günü’nü bilmiyor musun? Hz. Hüseyin ve Ehl-i Beyt’in çektiği acıları anıyoruz,” dediler. Şair, “Doğru, ama Yezid’in devri geçmiş, neden hâlâ yas tutuyorsunuz?” diye sordu. “Asıl kendinize ağlayın! Onlar zindandan kurtuldu, şehadet mertebesine ulaştı. Siz ise gaflet uykusundasınız. Kendi yıkık gönlünüze, harap dininize ağlayın. Çünkü siz bu dünyadan başka bir şey görmüyorsunuz.”
Mevlânâ, şöyle devam eder: “Hz. Hüseyin ve yarenleri, dinin sultanlarıydı. Onlar esaretten kurtuldular, devlet sarayına uçtular. Bugün onların saltanat günüdür. Eğer bunu bir zerre anlasaydınız, tasdik ederdiniz. Anlamıyorsanız, kendi halinize ağlayın. Zira ahireti inkâr ediyor, gönlünüzü zenginleştirmiyor, Allah’a dayanmıyorsunuz.”
Mevlânâ’dan Bir Dua
“Ey Rabbimiz! Bize yardım et, günahlarımızı bağışla. Bize güzel sözler ilham et ki, dualarımızla rahmetini kazanalım. Duayı ettiren de, kabul eden de Sensin. Ümit de, korku da Senden gelir. Sözlerimizde hata varsa, Sen düzelt. Her şeyin düzelticisi Sensin. Âmin.”
Mevlevîlerde Aşure Günü

Mevlevîler, Muharrem’in 10. günü veya sonrası, aşure kazanları kaynatır, törenler düzenlerdi. Fuzûlî’nin Hadîkat-üs Süedâ’sından parçalar okunur, mersiyeler söylenir, ancak taşkınlıklara izin verilmezdi. Kazancı başı, kazanın başında şu gülbangı çekerdi: “Vakt-i şerîfler hayr ola, hayırlar feth ola, şerler def ola. Şehîd-i Kerbelâ İmam Hüseyin’in ruhu şâd, himmeti âlî ola. Dem-i Hazret-i Mevlânâ, Hû!”
Aşure, sabah avluda dağıtılır; komşulara, mekteplere, hatta cezaevlerine gönderilirdi. Diğer tarikatların şeyhleri de katılır, zikirlerini icra ederdi. Aşure günü, birlik ve beraberlik günüydü; kimse dışlanmaz, herkes bu feyzden nasiplendirilirdi.
Niyaz
Rabbimiz, bu mübarek günler hürmetine birliğimizi daim eylesin. Âmin.

Mâh-ı Muharrem mübarek ola.    

MESNEVÎ'DEN HİKAYELER - STORIES FROM THE MATHNAWİ